Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Türk Medeni Kanunu’ndaki “süresiz nafaka” uygulamasını iptal etmesinin ardından, 13. Yargı Paketi hazırlıklarıyla ilgili beklenmedik bir gelişme meydana geldi. Adalet Bakanlığı ve AK Parti Grubu’nun aylardır üzerinde çalıştığı, evlilik süresine bağlı olarak kademeli sınır getiren taslak metin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayından geçmedi.
Erdoğan’ın, sunulan taslağın bir tarafın sorunlarını çözerken toplumda başka kesimler için yeni mağduriyetler yaratabileceği konusunda uyarıda bulunduğu ve çalışmanın adalet dengesini gözeterek yeniden düzenlenmesini istediği bildirildi.

“YAKLAŞAN SEÇİMLER BU KARARDA ETKİLİ OLMUŞ GÖRÜNÜYOR”
Avukat Figen Çalıkuşu konuyla ilgili yorumlarda bulundu. Türkiye’de “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”‘ne geçişten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’de kabul edilen yasa tasarılarını veto etmesinin alışıldık bir durum olmadığını belirten Çalıkuşu “Yasanın nüfusun yarısını oluşturan kadınların sosyal statüsü ile doğrudan ilgili olması ve yaklaşan seçimlerin bu kararda etkili olduğu gözüküyor.” şeklinde konuştu.
“NAFAKA MESELESİ SADECE ‘SÜRE SINIRI KOYALIM MI KOYMAYALIM MI’ TARTIŞMASINA İNDİRGENEMEZ”
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasındaki “süresiz olarak” ifadesini iptal etmesinin ardından hazırlanan düzenlemenin, evlilik süresine göre otomatik bir nafaka modeli oluşturma riskini taşıdığını ifade eden Çalıkuşu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın taraflardan birini önceden mağdur edebilecek bu taslağı geri çevirmesinin teknik açıdan yerinde olduğunu dile getirerek
“Çünkü nafaka meselesi sadece ‘süre sınırı koyalım mı koymayalım mı’ tartışmasına indirgenemez; her dosyada tarafların yaşı, gelir durumu, çalışma imkânı, evlilik boyunca oluşan ekonomik bağımlılık ve özellikle boşanma sonrası düşecek yaşam standardı birlikte değerlendirilmelidir. Kısacası ihtiyaç duyulan şey popülist bir slogan değil; hem kadınların yoksullaşmasını önleyen hem de nafakayı otomatik ve sınırsız bir yük haline getirmeyen, hâkime somut olaya göre güçlü takdir alanı bırakan dengeli bir yasal çerçevedir.” ifadelerini kullandı.

“NAFAKA ALACAKLISINI MAĞDUR ETMEYECEK BİR DÜZENLEME OLMALI”
Avukat Rahşan Arya Ulufer de süresiz nafaka taslağının aceleyle hazırlanmış olduğunu belirterek “Süresiz nafaka, nasıl ki nafaka yükümlüsünü mağdur ediyorduysa, yapılacak düzenleme de nafaka alacaklısını mağdur etmeyecek şekilde olmalıdır.” dedi.
Ulufer “Ömrünü bir evliliğe vermiş bir kadının 5 yıl nafaka alması adaletsiz olacağı gibi 6 aylık bir evlilikten sonra ömür boyu nafaka alınması da adil değildir. Nafaka süresi belirlenirken evlilik süresi, alacaklının yaşı, eğitimi ve çalışma hayatına katılma durumu gibi kriterler hakim tarafından göz önünde bulundurulmalı ve süre böylece belirlenmelidir.” değerlendirmesinde bulundu.
TÜRKİYE’DE SÜRESİZ NAFAKA SÜRECİNDE NE OLMUŞTU?
Tartışmaların merkezindeki süresiz nafaka düzenlemesi ile ilgili bugüne kadar yaşanan önemli hukuki süreçler şöyle şekillendi:
Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ifadesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmişti.
Yüksek Mahkeme’nin 30 Eylül 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanan kararı ise hukuki boşluk oluşmaması adına 9 ay ertelendi. Bu bağlamda TBMM’nin yeni yasal düzenlemeyi 30 Haziran 2027 tarihine kadar tamamlaması gerekecek.
AYM kararı, nafakanın tamamen kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Geçmişe yönelik kesinleşmiş nafaka kararları geçerliliğini korurken çocuklar için verilen iştirak nafakası ise bu iptal sürecinden tamamen bağımsız tutuluyor.
ERDOĞAN’IN İTİRAZ ETTİĞİ İLK MODELDE NE VARDI?
Cumhurbaşkanlığı’na sunulan ve askıya alınan ilk taslakta evlilik süresi merkezli kademeli bir model öngörülüyordu:
EVLİLİK SÜRESİNE GÖRE SINIR
10 yıla kadar olan evliliklerde en fazla 5 yıl; 10 yılı aşan birlikteliklerde ise toplam evlilik süresinin yarısı kadar nafaka ödenmesi planlanıyordu.
5 YIL ASGARİ ALT SINIR
Evlilik en az 6 ay ya da 1 yıl sürmüş olsa bile kadına en az 5 yıl nafaka ödenmesi şartı getiriliyordu.
Boşanma davasının açıldığı tarihe kadar geçen süre esas alınarak tarafların mali durumuna göre aile mahkemesi hâkimine takdir yetkisi tanınacaktı.
AK Parti kurmayları arasında mevcut taslağın bu haliyle yasalaşmasının kamuoyunda ciddi tepkilere yol açabileceğine dair görüş ayrılıkları yaşandığı bildirildi.
MESLEKLERDE YENİ SENARYOLAR: SÜRESİZ NAFAKA TAMAMEN KALKMAYABİLİR
Erdoğan’ın talimatının ardından hükümet yetkilileri; tarafların yaşı, ekonomik durumu ve sosyal güvencesini temel alan yeni alternatifler üzerinde çalışmaya başladı.
SÜRESİZ NAFAKADA YENİ FORMÜLLER
Süresiz nafakalarda öne çıkan yeni modeller şunlardır;
- Anlaşmalı boşanmalar söz konusu olduğunda tarafların gelirleri ve maddi imkanlarının eşit olduğu durumlarda süresiz nafakanın tamamen kaldırılması planlanıyor.
- Eşler arasında önemli bir gelir farkı varsa hafif süreli mi yoksa süresiz mi devam edeceğine doğrudan hâkim karar verecek.
- Süresiz nafakanın tamamen mevzuattan çıkarılması fikrinden vazgeçilerek somut olayın koşullarına göre esneyebilen kişiselleştirilmiş bir model benimsenebilir.
Adalet Bakanlığı ve AK Parti Grubu’nun revize edeceği yeni yasa teklifinin önümüzdeki haftalarda netleşerek TBMM gündemine taşınması bekleniyor.
EKOLOJIK BAĞIMLILIK VE İSTIHDA SORUNU
Dahası Türkiye’de kadın istihdam oranı erkeklere kıyasla oldukça düşük seyretmektedir. Evlilik boyunca çalışmamış olan ve kariyerini ev işleri ile çocuk bakımına adamış kadınların boşanma sonrasında iş bulmaları ve kendi ayakları üzerinde durmaları oldukça zordur. Nafakanın kesilmesi bu kadınları ciddi anlamda yoksulluk riski ile karşı karşıya bırakabilir.
Belli bir yaşın üzerindeki veya meslek sahibi olmayan kadınlar için boşanmanın ardından geçimlerini sağlayabilecekleri sosyal güvence mekanizmalarının (devlet desteği vb.) tam olarak oluşturulmadan nafaakanın sınırlandırılması kadınları ekonomik şiddete açık hale getirebilir.
Kadının evlilik içindeki emekleri (yemek yapma, temizlik yapma, çocuk bakımı) genellikle maddi karşılık bulmazken süresiz nafakanın tamamen kaldırılması kadının yıllarca verdiği emeğin boşanmadan sonra hiçe sayılma riskini beraberinde getirir.
Bunun yanı sıra hukukçular kadınların mağdur olmalarını engelleyecek orta yol formüllerinin bulunması konusunda sürekli vurguda bulunmaktadırlar.